KAPADOKYA ÜNİVERSİTESİ
Türkan Özdemir
Köşe Yazarı
Türkan Özdemir
 

Konuşamayan Çocuk Öfkelenir

Son zamanlarda ailelerden en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Eskisine göre çok sinirli.” Özellikle ortaokul ve lise dönemindeki çocuklar için ebeveynler artık daha çok öfke, tahammülsüzlük ve ani tepkilerden bahsediyor. Küçük bir uyarıda bağıran, en basit hayal kırıklığında kapıları çarpan, konuşmak yerine saldırganlaşan bir genç profiliyle daha sık karşılaşıyoruz. Ve çoğu zaman aileler sadece görünen davranışa odaklanıyor: öfkeye. Oysa birçok çocuğun yaşadığı temel problem aslında öfke değil. Anlaşılmamak, duyulamamak ve duygularını ifade edememek. Bugünün çocukları birçok duygu yaşıyor ama o duyguların ne olduğunu anlamakta zorlanıyor. Üzülüyor ama bunu “üzgünüm” diyerek ifade edemiyor. Kırılıyor ama “incindim” diyemiyor. Kaygılanıyor ama bunu anlatacak kelimeyi bulamıyor. İfade edilemeyen her duygu ise zamanla başka bir şekle dönüşüyor. Ve çocuklarda bunun en sık görülen hali öfke oluyor. Geçenlerde bir ergen danışanımla konuşurken ona “Bu kadar sinirlendiğinde aslında ne hissediyorsun?” diye sordum. Bir süre sustu ve sonra şöyle dedi: “Galiba kimse beni anlamıyor.” Aslında çoğu öfkenin altında tam olarak bu duygu yatıyor. Çocuk bağırıyor olabilir ama aslında görülmek istiyordur. Sert davranıyor olabilir ama içten içe kırılmıştır. Odasına kapanıyor olabilir ama sadece biraz anlaşılmaya ihtiyaç duyuyordur. Fakat biz yetişkinler çoğu zaman çocuğun verdiği mesajı değil, verdiği tepkiyi görüyoruz. “Niye bağırıyorsun?” “Bu kadar sinirlenilecek ne var?” “Abartıyorsun.” Çocuk ise zaten anlatamadığı duyguların içinde daha da sıkışıyor. Aslında toplum olarak çocuklara duyguları konuşmayı çok öğretmedik. Uzun yıllardır çocuklara daha çok davranış kontrolü öğretildi. Sessiz ol, ağlama, takma kafana, güçlü ol… Çocuk üzülünce hemen susturulmaya çalışıldı. Ağlayınca dikkat dağıtıldı. Öfkelenince cezalandırıldı. Ama duygu yok olmadı. Sadece içeride kaldı. İçeride kalan duygu da bir süre sonra taşmaya başladı. Bugün birçok çocuk ne hissettiğini anlamakta zorlanıyor. Çünkü duygular üzerine konuşulan evler giderek azalıyor. Aynı evin içinde yaşayan insanlar bile birbirinin duygusunu gerçekten duymadan gün geçiriyor. Bir anne yemek hazırlıyor, baba telefonda, çocuk ekran karşısında… Herkes aynı ortamda ama kimse gerçekten birbirine temas etmiyor. Hal böyle olunca çocuk duygusunu içinde yaşamayı öğreniyor. İçeride biriken duygu ise özellikle ergenlik döneminde daha yoğun hissediliyor. Ergenlik zaten başlı başına zor bir dönem. Bedensel değişim, kimlik arayışı, arkadaş ilişkileri, kabul görme isteği, gelecek kaygısı… Genç zihni aynı anda çok fazla yük taşıyor. Bir de bunun üzerine anlaşılmadığını hisseden bir genç, zamanla savunmaya geçiyor. Ve savunmanın dili çoğu zaman öfke oluyor. Çünkü öfke güçlü bir duygu gibi görünür. Oysa çoğu zaman altında kırgınlık vardır. Birçok genç “umursamıyorum” derken aslında çok fazla şey hissediyor olabilir. Birçok çocuk sert görünürken aslında reddedilmekten korkuyor olabilir. Özellikle dijital çağın çocuklarında bu durum daha yoğun görülüyor. Çünkü çocuklar artık gerçek iletişimden çok ekran iletişimiyle büyüyor. Yazışmalar var ama gerçek konuşmalar az. Paylaşım var ama derin bağlar daha az. Bu da çocukların duygu düzenleme becerilerini etkiliyor. Çocuk sıkılıyor, hemen ekran açıyor. Üzülüyor, dikkat dağıtıyor. Canı sıkılıyor, başka bir uyaran arıyor. Ama duygunun içinde kalmayı öğrenemiyor. Hal böyle olunca en küçük hayal kırıklığında bile yoğun tepkiler ortaya çıkabiliyor. Burada ailelerin yapması gereken en önemli şey, sadece davranışı düzeltmeye çalışmak değil; davranışın altındaki duyguyu anlamaya çalışmak. Çocuk bağırdığında bazen önce şunu sormak gerekiyor: “Şu an gerçekten ne hissediyor olabilir?” Çünkü bazı çocukların ihtiyacı nasihat değil, anlaşılmaktır. Bazı çocuklar çözüm istemez. Sadece biri gerçekten dinlesin ister. Ve bazen bir çocuğun öfkesi azaldığında değil, kendini güvende hissettiğinde gerçek değişim başlar. Çocuklar duygularını ifade etmeyi öğrenirse öfke azalır. Çünkü konuşabilen çocuk, bağırmak zorunda kalmaz. Aslında birçok çocuğun söylemek istediği şey çok basit: “Beni duy.”
Ekleme Tarihi: 11 Mayıs 2026 -Pazartesi

Konuşamayan Çocuk Öfkelenir

Son zamanlarda ailelerden en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Eskisine göre çok sinirli.” Özellikle ortaokul ve lise dönemindeki çocuklar için ebeveynler artık daha çok öfke, tahammülsüzlük ve ani tepkilerden bahsediyor. Küçük bir uyarıda bağıran, en basit hayal kırıklığında kapıları çarpan, konuşmak yerine saldırganlaşan bir genç profiliyle daha sık karşılaşıyoruz.

Ve çoğu zaman aileler sadece görünen davranışa odaklanıyor: öfkeye.

Oysa birçok çocuğun yaşadığı temel problem aslında öfke değil. Anlaşılmamak, duyulamamak ve duygularını ifade edememek.

Bugünün çocukları birçok duygu yaşıyor ama o duyguların ne olduğunu anlamakta zorlanıyor. Üzülüyor ama bunu “üzgünüm” diyerek ifade edemiyor. Kırılıyor ama “incindim” diyemiyor. Kaygılanıyor ama bunu anlatacak kelimeyi bulamıyor.

İfade edilemeyen her duygu ise zamanla başka bir şekle dönüşüyor. Ve çocuklarda bunun en sık görülen hali öfke oluyor.

Geçenlerde bir ergen danışanımla konuşurken ona “Bu kadar sinirlendiğinde aslında ne hissediyorsun?” diye sordum. Bir süre sustu ve sonra şöyle dedi: “Galiba kimse beni anlamıyor.”

Aslında çoğu öfkenin altında tam olarak bu duygu yatıyor.

Çocuk bağırıyor olabilir ama aslında görülmek istiyordur. Sert davranıyor olabilir ama içten içe kırılmıştır. Odasına kapanıyor olabilir ama sadece biraz anlaşılmaya ihtiyaç duyuyordur.

Fakat biz yetişkinler çoğu zaman çocuğun verdiği mesajı değil, verdiği tepkiyi görüyoruz.

“Niye bağırıyorsun?”

“Bu kadar sinirlenilecek ne var?”

“Abartıyorsun.”

Çocuk ise zaten anlatamadığı duyguların içinde daha da sıkışıyor.

Aslında toplum olarak çocuklara duyguları konuşmayı çok öğretmedik. Uzun yıllardır çocuklara daha çok davranış kontrolü öğretildi. Sessiz ol, ağlama, takma kafana, güçlü ol… Çocuk üzülünce hemen susturulmaya çalışıldı. Ağlayınca dikkat dağıtıldı. Öfkelenince cezalandırıldı.

Ama duygu yok olmadı. Sadece içeride kaldı.

İçeride kalan duygu da bir süre sonra taşmaya başladı.

Bugün birçok çocuk ne hissettiğini anlamakta zorlanıyor. Çünkü duygular üzerine konuşulan evler giderek azalıyor. Aynı evin içinde yaşayan insanlar bile birbirinin duygusunu gerçekten duymadan gün geçiriyor.

Bir anne yemek hazırlıyor, baba telefonda, çocuk ekran karşısında… Herkes aynı ortamda ama kimse gerçekten birbirine temas etmiyor.

Hal böyle olunca çocuk duygusunu içinde yaşamayı öğreniyor. İçeride biriken duygu ise özellikle ergenlik döneminde daha yoğun hissediliyor.

Ergenlik zaten başlı başına zor bir dönem. Bedensel değişim, kimlik arayışı, arkadaş ilişkileri, kabul görme isteği, gelecek kaygısı… Genç zihni aynı anda çok fazla yük taşıyor. Bir de bunun üzerine anlaşılmadığını hisseden bir genç, zamanla savunmaya geçiyor.

Ve savunmanın dili çoğu zaman öfke oluyor.

Çünkü öfke güçlü bir duygu gibi görünür. Oysa çoğu zaman altında kırgınlık vardır.

Birçok genç “umursamıyorum” derken aslında çok fazla şey hissediyor olabilir. Birçok çocuk sert görünürken aslında reddedilmekten korkuyor olabilir.

Özellikle dijital çağın çocuklarında bu durum daha yoğun görülüyor. Çünkü çocuklar artık gerçek iletişimden çok ekran iletişimiyle büyüyor. Yazışmalar var ama gerçek konuşmalar az. Paylaşım var ama derin bağlar daha az.

Bu da çocukların duygu düzenleme becerilerini etkiliyor.

Çocuk sıkılıyor, hemen ekran açıyor. Üzülüyor, dikkat dağıtıyor. Canı sıkılıyor, başka bir uyaran arıyor. Ama duygunun içinde kalmayı öğrenemiyor.

Hal böyle olunca en küçük hayal kırıklığında bile yoğun tepkiler ortaya çıkabiliyor.

Burada ailelerin yapması gereken en önemli şey, sadece davranışı düzeltmeye çalışmak değil; davranışın altındaki duyguyu anlamaya çalışmak.

Çocuk bağırdığında bazen önce şunu sormak gerekiyor: “Şu an gerçekten ne hissediyor olabilir?”

Çünkü bazı çocukların ihtiyacı nasihat değil, anlaşılmaktır.

Bazı çocuklar çözüm istemez. Sadece biri gerçekten dinlesin ister.

Ve bazen bir çocuğun öfkesi azaldığında değil, kendini güvende hissettiğinde gerçek değişim başlar.

Çocuklar duygularını ifade etmeyi öğrenirse öfke azalır. Çünkü konuşabilen çocuk, bağırmak zorunda kalmaz.

Aslında birçok çocuğun söylemek istediği şey çok basit:

“Beni duy.”

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve lalehaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.