Bazı kayıplar insanın hayatından çıkar; ama içinden hiç çıkmaz.
İnsanın içinde, kimseye göstermediği bir geçmiş vardır. Geceleri ansızın hatırladığı bir yüz, boğazına düğümlenen bir cümle, yıllar geçse de içinden silemediği bir “Keşke”…
Ve ne acıdır ki bazı şeylerin değerini anlamak için onları kaybetmek yetmez; bir daha geri getiremeyeceğini anlaman gerekir.
Bir zamanlar aramaya üşendiğimiz insanları özleriz. Yanımızdayken sıradan bulduğumuz sesleri, bir gün dünyanın en kıymetli sesleriymiş gibi hatırlarız. Gururumuzdan söyleyemediğimiz bir özür, ertelediğimiz bir sarılma, nasılsa vakit var diyerek yarına bıraktığımız bir sevgi, yıllar sonra içimizde kocaman bir boşluğa dönüşür.
Hayatın insana öğrettiği en ağır gerçeklerden biri budur: Her şeyin telafisi yoktur.
Bazen bir kapı kapanır ve bir daha açılmaz. Bazen bir insan gider; ardından söylemek istediğin bütün güzel sözler seninle kalır. Bazen de kimse ölmez, kimse uzaklara gitmez ama bir kalp senden öyle yorulur ki artık aynı yere dönemezsin.
İşte o zaman insan, kaybettiği şeyin yalnızca bir insan olmadığını anlar. Onunla yaşayabileceği ihtimalleri, paylaşabileceği günleri, söyleyebileceği sözleri de kaybetmiştir.
Ve insan en çok, hâlâ yapabileceğini sandığı şeylerin artık mümkün olmadığını öğrendiğinde kırılır.
Biz ne garip insanlarız…
Sevdiğimizi biliyoruz ama söylemeyi erteliyoruz. Özlediğimizi hissediyoruz ama aramıyoruz. Kırıldığımızda günlerce susuyor, kırdığımızda kendimize bahaneler buluyoruz. Bir adım atmak için karşı tarafı bekliyor, zamanın bizim yerimize her şeyi düzelteceğini sanıyoruz.
Oysa zaman her şeyi düzeltmiyor. Bazı şeyleri yalnızca bizden uzaklaştırıyor.
Gururumuza yenildiğimiz günler geçiyor. Öfkemiz hafifliyor. Haklı olduğumuzu kanıtlama isteğimiz bile bir gün anlamını yitiriyor. Ama zamanında söylemediğimiz o söz, içimizde yaşamaya devam ediyor.
Çünkü gurur, bir anlık zafer kazandırırken insana bazen ömürlük bir pişmanlık bırakıyor.
Üstelik pişmanlık yalnızca aşkta yaşanmıyor. Bir annenin sesini daha çok duymamakta, bir babanın hâlini yeterince sormamakta, bir dostun derdini dinlemeye vakit ayırmamakta, bir çocuğun kalbini anlamadan onu yargılamakta da saklı.
Bazen bir insanın bizden istediği tek şey, gerçekten yanında olduğumuzu hissetmektir. Biz ise sevgimizi içimizde saklayıp karşımızdakinin bunu anlamasını bekleriz.
Sonra hayat araya girer.
Ve bir gün, söylemek için geç kaldığımız bir cümlenin bütün bir ömre sığabildiğini öğreniriz.
Keşke arasaydım. Keşke dinleseydim. Keşke o gün kalbini kırmasaydım.
İnsanın içinde dönüp duran bu cümlelerin hiçbirinde zamanı geri getirecek bir güç yoktur.
Belki de bu yüzden birbirimize karşı biraz daha dikkatli olmalıyız. Herkesin içinde bilmediğimiz bir mücadele, her gülüşün ardında anlatılmamış bir hikâye var. Birini kırmadan önce, hayatın bize her zaman telafi fırsatı vermeyeceğini hatırlamalıyız.
Hâlâ arayabileceğimiz biri varsa arayalım. Özür dileyeceksek gururumuzu bir kenara bırakalım. Sevgimizi göstermek için kusursuz bir an, güzel bir bahane, doğru bir zaman beklemeyelim.
Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıktığında, onlara ayırmadığımız zamanın kıymetini anlarız. Ama artık o zamanı onlara veremeyiz.
Ben artık şuna inanıyorum: İnsan her zaman kaybettiği kişiye ağlamaz. Bazen onun yanındayken olamadığı insana, gösteremediği sevgiye, atamadığı adıma ağlar.
Ve belki de en ağır pişmanlık, birini sevmediğini anlamak değil; sevdiğin hâlde ona bunu hissettirememiş olmaktır.
Sevgi, yaşandığında iki insanın arasında büyür. Pişmanlık ise çoğu zaman birinin içinde, sessizce ve tek başına büyümeye devam eder.
Çünkü sevgiye bazen bir ömür yeter; ama pişmanlık, o ömrün geri kalanına sığmayabilir.
Öyleyse hâlâ vakit varken sevelim. Hâlâ mümkünken gönül alalım. Hâlâ yanımızdayken kıymet bilelim.
Yarın her şeyi düzeltmeye yetecek kadar uzun olmayabilir.
Ve günün sonunda insanın içinde en çok kalan şey, yaşadığı güzel anılar kadar, yaşatabilecekken yaşatmadığı güzelliklerdir.
Pişmanlık, bazen sevgiden daha uzun yaşar. Çünkü sevgi bir gün susabilir; ama insanın içindeki “Keşke”, son sözü söylemekten hiç vazgeçmeyebilir.

