KAPADOKYA ÜNİVERSİTESİ
Mehtap Konak
Köşe Yazarı
Mehtap Konak
 

Aile

  Bir insanın ailesi kaç kişidir? Üç mü, beş mi, yoksa kalbinde yer açabildiği herkes mi? Bazen düşünüyorum; biz aile olmayı gerçekten biliyor muyuz? Yoksa aynı evde yaşamayı, aynı soyadını taşımayı mı aile olmak sanıyoruz? Çünkü aynı çatı altında yaşayıp birbirine yabancı kalanlar da var, aralarında kan bağı olmadığı hâlde birbirinin canı yananlar da… Benim üç kişilik küçük bir ailem var. Kendi evim, kendi düzenim, hayatı birlikte göğüslediğim en kıymetli iki insanım… Günün sonunda dönüp sığındığım, mutluluğunu kendi mutluluğum bildiğim, varlıklarıyla hayatımı anlamlandıran küçük dünyam. Ama benim ailem yalnızca üç kişiden ibaret değil. Yıllar içinde hayatıma giren, büyümelerine şahit olduğum, sevinçlerini kendi sevincim, üzüntülerini kendi derdim bildiğim insanlar da var. Anneleri, kardeşleri ya da akrabaları olmayabilirim. Ama bazen bir çocuğun büyümesini izlemek, onun için endişelenmek, başardığında gururlanmak insana başka türlü bir bağ kurduruyor. Bir bakıyorsunuz, hiçbir mecburiyetiniz olmadığı hâlde birinin hayatında yer edinmişsiniz. O da sizin kalbinizde kendine bir yer bulmuş. Ve artık onu anlatırken “Tanıdığım biri.” diyemiyorsunuz. Çünkü bazı insanlar tanıdığınız olmaktan çıkıp aileniz oluyor. Ben aileyi biraz da böyle öğrendim. Aile olmak, yalnızca güzel günlerde bir arada bulunmak değildir. Kırıldığında da kalabilmek, hata yaptığında sevgiyi geri çekmemek, uzakta olsa bile birinin hayatında yerini koruyabilmektir. Bazen bir telefonun ucundaki ses, bazen içten bir sarılma, bazen de yalnızca “Abla, nasılsın?” diye soran bir mesaj… İnsanın kalbine dokunmak için aynı kandan gelmek gerekmiyor. Peki, biz gerçekten aile olmayı biliyor muyuz? Çocuklarımızın yalnızca ihtiyaçlarını mı karşılıyoruz, yoksa kalplerini de duyabiliyor muyuz? Aynı sofraya oturduğumuz insanların yüzüne gerçekten bakıyor muyuz? Sevdiklerimizin güçlü görünmesine alışıp içlerindeki yorgunluğu görmezden mi geliyoruz? Çünkü insan bazen en kalabalık evde yalnız kalabiliyor. Bazen de kilometrelerce uzaktaki birinin sevgisiyle kendini evinde hissedebiliyor. Benim küçük ailem bana şunu öğretti: Aile, insanın yalnızca doğduğu yerde bulduğu bir bağ değil; hayat boyunca sevgiyle büyüttüğü bir bağdır. Kendi üç kişilik dünyamın kıymetini bilirken kalbimde yer edinen diğer insanları da ailemden sayıyorum. Çünkü sevgi paylaştıkça eksilmiyor; insanın dünyasını büyütüyor. Belki ailem kalabalık değil. Ama her birinin kalbimde ayrı bir yeri var. Ve bugün bütün bunları düşününce kendime şu soruyu soruyorum: Biz aile olmayı biliyor muyuz, yoksa birbirimize ait olduğumuzu söylemekle mi yetiniyoruz? Çünkü aile olmak, “Benim ailemsin.” demek değildir yalnızca. O insanın hayatında gerçekten yer tutabilmektir. Günün sonunda herkes kendi evine döner, kapılar kapanır, kalabalıklar dağılır. İnsan geriye dönüp baktığında yanında kimlerin kaldığını, kimin hayatına dokunduğunu anlar. Benim bir evim, üç kişilik küçük bir dünyam ve yıllar içinde kalbime yerleşmiş bir ailem var. Çünkü ailemin sınırlarını kan bağıyla çizmedim. Sevgiyle çizdim. Ve şuna inanıyorum: İnsan aynı kandan geldiği herkesi seçemez belki ama kimin hayatında yuva olacağını, sevgisiyle gösterebilir. Aile, aynı çatı altında yaşamak değil; birbirinin hayatında sığınılacak bir yer olabilmektir. Ve bazen insanın en büyük ailesi, kendisine ait olduğunu söyleyenler değil; kendisini hiçbir zaman yalnız hissettirmeyenlerdir.
Ekleme Tarihi: 12 Ekim 2026 -Pazartesi

Aile

 

Bir insanın ailesi kaç kişidir? Üç mü, beş mi, yoksa kalbinde yer açabildiği herkes mi?

Bazen düşünüyorum; biz aile olmayı gerçekten biliyor muyuz? Yoksa aynı evde yaşamayı, aynı soyadını taşımayı mı aile olmak sanıyoruz?

Çünkü aynı çatı altında yaşayıp birbirine yabancı kalanlar da var, aralarında kan bağı olmadığı hâlde birbirinin canı yananlar da…

Benim üç kişilik küçük bir ailem var. Kendi evim, kendi düzenim, hayatı birlikte göğüslediğim en kıymetli iki insanım… Günün sonunda dönüp sığındığım, mutluluğunu kendi mutluluğum bildiğim, varlıklarıyla hayatımı anlamlandıran küçük dünyam.

Ama benim ailem yalnızca üç kişiden ibaret değil.

Yıllar içinde hayatıma giren, büyümelerine şahit olduğum, sevinçlerini kendi sevincim, üzüntülerini kendi derdim bildiğim insanlar da var. Anneleri, kardeşleri ya da akrabaları olmayabilirim. Ama bazen bir çocuğun büyümesini izlemek, onun için endişelenmek, başardığında gururlanmak insana başka türlü bir bağ kurduruyor.

Bir bakıyorsunuz, hiçbir mecburiyetiniz olmadığı hâlde birinin hayatında yer edinmişsiniz. O da sizin kalbinizde kendine bir yer bulmuş.

Ve artık onu anlatırken “Tanıdığım biri.” diyemiyorsunuz.

Çünkü bazı insanlar tanıdığınız olmaktan çıkıp aileniz oluyor.

Ben aileyi biraz da böyle öğrendim.

Aile olmak, yalnızca güzel günlerde bir arada bulunmak değildir. Kırıldığında da kalabilmek, hata yaptığında sevgiyi geri çekmemek, uzakta olsa bile birinin hayatında yerini koruyabilmektir.

Bazen bir telefonun ucundaki ses, bazen içten bir sarılma, bazen de yalnızca “Abla, nasılsın?” diye soran bir mesaj…

İnsanın kalbine dokunmak için aynı kandan gelmek gerekmiyor.

Peki, biz gerçekten aile olmayı biliyor muyuz?

Çocuklarımızın yalnızca ihtiyaçlarını mı karşılıyoruz, yoksa kalplerini de duyabiliyor muyuz? Aynı sofraya oturduğumuz insanların yüzüne gerçekten bakıyor muyuz? Sevdiklerimizin güçlü görünmesine alışıp içlerindeki yorgunluğu görmezden mi geliyoruz?

Çünkü insan bazen en kalabalık evde yalnız kalabiliyor. Bazen de kilometrelerce uzaktaki birinin sevgisiyle kendini evinde hissedebiliyor.

Benim küçük ailem bana şunu öğretti: Aile, insanın yalnızca doğduğu yerde bulduğu bir bağ değil; hayat boyunca sevgiyle büyüttüğü bir bağdır.

Kendi üç kişilik dünyamın kıymetini bilirken kalbimde yer edinen diğer insanları da ailemden sayıyorum. Çünkü sevgi paylaştıkça eksilmiyor; insanın dünyasını büyütüyor.

Belki ailem kalabalık değil. Ama her birinin kalbimde ayrı bir yeri var.

Ve bugün bütün bunları düşününce kendime şu soruyu soruyorum:

Biz aile olmayı biliyor muyuz, yoksa birbirimize ait olduğumuzu söylemekle mi yetiniyoruz?

Çünkü aile olmak, “Benim ailemsin.” demek değildir yalnızca. O insanın hayatında gerçekten yer tutabilmektir.

Günün sonunda herkes kendi evine döner, kapılar kapanır, kalabalıklar dağılır. İnsan geriye dönüp baktığında yanında kimlerin kaldığını, kimin hayatına dokunduğunu anlar.

Benim bir evim, üç kişilik küçük bir dünyam ve yıllar içinde kalbime yerleşmiş bir ailem var.

Çünkü ailemin sınırlarını kan bağıyla çizmedim. Sevgiyle çizdim.

Ve şuna inanıyorum:

İnsan aynı kandan geldiği herkesi seçemez belki ama kimin hayatında yuva olacağını, sevgisiyle gösterebilir.

Aile, aynı çatı altında yaşamak değil; birbirinin hayatında sığınılacak bir yer olabilmektir.

Ve bazen insanın en büyük ailesi, kendisine ait olduğunu söyleyenler değil; kendisini hiçbir zaman yalnız hissettirmeyenlerdir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve lalehaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.