Bir süredir içimde dönüp duran bir soru var:
Biz ne ara böyle olduk?
Bir çocuğun korkusunu görüp yolumuza devam edecek kadar mı duyarsızlaştık?
Bir hayvanın can çekişmesini görüp telefonlarımızı çıkaracak kadar, yardım etmeyi değil kaydetmeyi önemser olduk?
Bir kadının uğradığı şiddeti duyduğumuzda birkaç dakika konuşup sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam etmeyi ne zaman normalleştirdik?
Ne ara bir insanı kırmak, aşağılamak, küçümsemek bu kadar kolaylaştı?
Belki de asıl kaybettiğimiz şey saygı değil.
Utanma duygusu.
Çünkü eskiden insan, yaptığı bazı şeylerden utanırdı.
Bir büyüğüne kötü konuşmaktan… Bir çocuğun yanında çirkin bir söz söylemekten… Kendinden güçsüz olana el kaldırmaktan… Bir canlının canını yakmaktan…
Şimdi ise bazı insanlar yaptıklarından değil, yaptıkları ortaya çıktığında utanıyor.
İşte beni asıl düşündüren bu.
Çünkü edep, başkalarının bizi ayıplamasından korkmak değildi.
Kimse görmese bile yanlış olanı yapmamaktı.
Saygı da sadece büyüklerin elini öpmek değildi.
Karşındaki senden küçük diye onu ezmemekti.
Bir kadın senden güçsüz diye ona zarar vermemekti.
Bir çocuk sana karşı koyamayacak diye onun dünyasında korku bırakmamaktı.
Bir hayvan kendini savunamıyor diye onun canını hiçe saymamaktı.
Ve merhamet…
Merhamet, yalnızca iyi insan olduğumuzu söylemek değildi.
Bir can acırken onun yanında durabilmekti.
Bugün bazen çok garip bir şey oluyor.
İnsanların kıyafetlerini, hayatlarını, ilişkilerini, söylediklerini saatlerce konuşuyoruz.
Ama aynı insanların birbirine nasıl davrandığını konuşmayı unutuyoruz.
Oysa bana sorarsanız insanın gerçek karakteri, kendisinden güçlü olana davranışında değil;
kendisine hiçbir şey kazandırmayacak olana davranışında saklıdır.
Kimse alkışlamayacaksa yardım eder mi?
Kimse görmeyecekse incitmez mi?
Kimse hesap sormayacaksa yine de doğru olanı yapar mı?
Asıl mesele burada.
Çünkü iyi olmak kolaydır bazen.
Herkes bakarken.
Zor olan, kimse bakmıyorken insan kalabilmektir.
Belki de “Biz ne ara böyle olduk?” diye sormaktan önce başka bir soru sormalıyız kendimize:
Biz çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakıyoruz?
Kabalığın normalleştiği, şiddetin sıradanlaştığı, merhametin zayıflık sanıldığı, saygının yalnızca kelimelerde kaldığı bir dünya mı?
Yoksa hâlâ birbirini gören, duyabilen, koruyabilen insanların yaşadığı bir yer mi?
Ben hâlâ değişebileceğimize inanıyorum.
Ama bunun için önce kendimize dürüst olmamız gerekiyor.
Çünkü toplum dediğimiz şey, uzakta bir yerde yaşayan başkaları değil.
Biziz.
Benim söylediğim bir söz, senin gösterdiğin bir davranış, bizim sustuğumuz bir an…
Hepsi bu dünyanın bir parçası.
O yüzden belki bugün birbirimize kızmayı biraz bırakıp aynaya bakmalıyız.
Ve kendimize gerçekten sormalıyız:
Biz ne ara böyle olduk?
Sonra da…
Nasıl yeniden insan oluruz?

