KAPADOKYA ÜNİVERSİTESİ
Mehtap Konak
Köşe Yazarı
Mehtap Konak
 

Haklı olmak yetmiyor

Hepimiz haklı olmak istiyoruz. Kendi kırgınlığımız anlaşılsın, sözümüz dinlensin, neden öyle davrandığımız bilinsin istiyoruz. Bir hata yaptığımızda arkasında bir sebep arıyoruz. Yorulduysak anlayış, sustuysak sabır, kırıldıysak biraz incelik bekliyoruz. Ama iş başkasına gelince… Nedense aynı anlayışı göstermek o kadar kolay olmuyor. Bize yapılanı büyütüyor, başkasının yaptığını küçümsüyoruz. Kendi hatamıza bir sebep bulurken, başkasının hatasına hemen bir isim koyuyoruz. “Ben bunu asla yapmam.” Belki de en çok bu cümleyi sorgulamalıyız. Çünkü hayat, yalnızca bizim penceremizden bakınca adil görünmüyor. Bazen sevdiğimiz insanın yanlışına mazeret buluyor, sevmediğimiz insanın doğrusunda bile bir kusur arıyoruz. Bize yapılan saygısızlığı unutamıyor ama aynı kırgınlığı başkasına yaşattığımızı fark etmiyoruz. Kendimiz için anlayış isterken, başkasına hüküm vermekte hiç zorlanmıyoruz. Oysa hakkaniyet tam da burada başlıyor. Haklı olduğun halde karşındakini ezmemekte… Elinde güç varken onu kullanmamayı seçmekte… Birini yargılamadan önce, “Acaba ben onun yerinde olsaydım?” diye düşünebilmekte… Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranan bir şey değil. Bir annenin iki çocuğuna aynı ölçüyle yaklaşmasında da var. Bir yöneticinin sevdiğine değil, emeği olana hakkını vermesinde de… Bir arkadaşın, yanında olmayan birinin hakkını savunmasında da… Bir insanın, kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmamasında da… Bazen hayatın en büyük sınavı, haklı olduğumuz anlardır. Çünkü haksızken geri adım atmak kolaydır. Ama haklıyken de merhametli kalabilmek, işte asıl mesele budur. Herkes kendi hikâyesinde haklı olabilir. Herkesin kendince bir yarası, bir nedeni, bir anlatacak tarafı vardır. Ama iki insan aynı olayın içinde bile olsa, ikisinin de kendini haklı hissetmesi mümkün. Peki o zaman geriye ne kalıyor? Hakkaniyet. Kendimize gösterdiğimiz anlayışın birazını başkasına gösterebilmek… Kendimiz için istediğimiz saygıyı başkasından esirgememek… Ve en önemlisi, teraziyi yalnızca işimize geldiğinde kullanmamak. Belki de artık “Ben haklı mıyım?” diye sormadan önce bir soru daha sormalıyız: “Haklıyken adil miyim?” Çünkü insanı gerçekten büyüten, her tartışmadan galip çıkması değildir. Bazen en büyük olgunluk, haklı olduğunu bilip yine de karşısındakinin kalbini kırmamayı seçmektir. Çünkü haklı olmak bir tarafı kazanabilir; ama hakkaniyet insanlığımızı kaybetmememizi sağlar.
Ekleme Tarihi: 19 Ekim 2026 -Pazartesi

Haklı olmak yetmiyor

Hepimiz haklı olmak istiyoruz.

Kendi kırgınlığımız anlaşılsın, sözümüz dinlensin, neden öyle davrandığımız bilinsin istiyoruz. Bir hata yaptığımızda arkasında bir sebep arıyoruz. Yorulduysak anlayış, sustuysak sabır, kırıldıysak biraz incelik bekliyoruz.

Ama iş başkasına gelince…

Nedense aynı anlayışı göstermek o kadar kolay olmuyor.

Bize yapılanı büyütüyor, başkasının yaptığını küçümsüyoruz. Kendi hatamıza bir sebep bulurken, başkasının hatasına hemen bir isim koyuyoruz.

“Ben bunu asla yapmam.”

Belki de en çok bu cümleyi sorgulamalıyız.

Çünkü hayat, yalnızca bizim penceremizden bakınca adil görünmüyor.

Bazen sevdiğimiz insanın yanlışına mazeret buluyor, sevmediğimiz insanın doğrusunda bile bir kusur arıyoruz. Bize yapılan saygısızlığı unutamıyor ama aynı kırgınlığı başkasına yaşattığımızı fark etmiyoruz.

Kendimiz için anlayış isterken, başkasına hüküm vermekte hiç zorlanmıyoruz.

Oysa hakkaniyet tam da burada başlıyor.

Haklı olduğun halde karşındakini ezmemekte…

Elinde güç varken onu kullanmamayı seçmekte…

Birini yargılamadan önce, “Acaba ben onun yerinde olsaydım?” diye düşünebilmekte…

Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranan bir şey değil.

Bir annenin iki çocuğuna aynı ölçüyle yaklaşmasında da var.

Bir yöneticinin sevdiğine değil, emeği olana hakkını vermesinde de…

Bir arkadaşın, yanında olmayan birinin hakkını savunmasında da…

Bir insanın, kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmamasında da…

Bazen hayatın en büyük sınavı, haklı olduğumuz anlardır.

Çünkü haksızken geri adım atmak kolaydır. Ama haklıyken de merhametli kalabilmek, işte asıl mesele budur.

Herkes kendi hikâyesinde haklı olabilir.

Herkesin kendince bir yarası, bir nedeni, bir anlatacak tarafı vardır.

Ama iki insan aynı olayın içinde bile olsa, ikisinin de kendini haklı hissetmesi mümkün.

Peki o zaman geriye ne kalıyor?

Hakkaniyet.

Kendimize gösterdiğimiz anlayışın birazını başkasına gösterebilmek…

Kendimiz için istediğimiz saygıyı başkasından esirgememek…

Ve en önemlisi, teraziyi yalnızca işimize geldiğinde kullanmamak.

Belki de artık “Ben haklı mıyım?” diye sormadan önce bir soru daha sormalıyız:

“Haklıyken adil miyim?”

Çünkü insanı gerçekten büyüten, her tartışmadan galip çıkması değildir.

Bazen en büyük olgunluk, haklı olduğunu bilip yine de karşısındakinin kalbini kırmamayı seçmektir.

Çünkü haklı olmak bir tarafı kazanabilir; ama hakkaniyet insanlığımızı kaybetmememizi sağlar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve lalehaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.