KAPADOKYA ÜNİVERSİTESİ
Mehtap Konak
Köşe Yazarı
Mehtap Konak
 

“Çocukluğumuzun Kokusu”

Bazen insanın burnuna tanıdık bir koku gelir. Bir soba dumanı, yeni pişmiş ekmek, yağmurdan sonra ıslanan toprak ya da uzaktan gelen bir çocuk kahkahası… Ve bir anda yıllar önceye gideriz. Hiç beklemediğimiz bir anda, çoktan geride kaldığını sandığımız günler çıkıp gelir karşımıza. Çocukluğumuz… Belki de hayatın en zengin olduğumuz zamanlarıydı. Oysa bunu o günlerde bilmiyorduk. Zenginliği sahip olduklarımızda değil, sahip çıktıklarımızda yaşıyorduk. Mahalle vardı. Kapılar vardı. Kapıların ardında bizi tanıyan insanlar vardı. Komşuluk vardı. Bir tas çorbayı paylaşan eller, bir derdi bölüşen yürekler vardı. Kimsenin kimseye yabancı olmadığı günlerdi. Bir evde hüzün varsa bütün mahalle hissederdi. Bir evde mutluluk varsa bütün sokak sevinirdi. Çocuklar sokaklarda büyürdü. Bisikletler son sürat yokuşlardan iner, top peşinde koşan çocukların sesi mahalleyi doldururdu. Kızlar ip atlarken söyledikleri tekerlemelerle zamanı durdururdu sanki. Saklambaç oynarken hava kararır, anneler pencerelerden isimlerimizi seslenirdi. Ve o ses… Dünyadaki en güvenli çağrıydı. Okula yalnız gitmezdik. Bütün mahalle çocukları aynı yolda buluşurdu. Kimi çantasını taşırdı arkadaşının, kimi simidini paylaşırdı. Yol uzun değildi belki ama dostluklar uzundu. Kimse kimsenin rakibi değildi. İnsanlar birbirinin yanında yürümeyi biliyordu. Bayram sabahları başka güzeldi. Yeni ayakkabılarımızı yatağımızın başucuna koyup uyurduk. Sabah erkenden kalkar, büyüklerimizin ellerini öper, harçlıktan çok yüzümüzdeki mutluluğu büyütürdük. Bir şekerin bile kıymeti vardı. Çünkü bizi mutlu eden şeyler küçüktü ama gerçeğin ta kendisiydi. Şimdi dönüp baktığımda özlediğim şeyin sadece çocukluk olmadığını anlıyorum. Özlediğim şey insanlar. Birbirine selam veren insanlar. Birbirini merak eden insanlar. Birbirinin yükünü hafifleten insanlar. Bugün her şey daha hızlı. Ama sanki hiçbir şey eskisi kadar derin değil. Daha çok konuşuyoruz ama daha az dinliyoruz. Daha çok görüyoruz ama daha az fark ediyoruz. Daha çok kalabalığın içindeyiz ama birbirimize daha uzağız. Belki de bu yüzden geçmişi düşündüğümüzde içimiz biraz sızlıyor. Çünkü özlediğimiz şey eski evler değil. Eski sokaklar değil. Eski eşyalar hiç değil. Özlediğimiz şey, insanların birbirine insan gibi davrandığı zamanlar. Ve belki de en çok… Kendimizin o temiz, o saf, o kırılmamış hâlini özlüyoruz. Yıllar geçti. Mahalleler değişti. Sokaklar değişti. İnsanlar değişti. Ama bazı anılar değişmedi. Hâlâ bir yerlerde, çocukluğumuzun sokaklarında bisiklet süren bir çocuk var. İp atlayan bir kız çocuğu var. Kapı önünde sohbet eden komşular var. Ve eve dönmesi için annesinin sesini bekleyen masum bir kalp var. Belki artık o sokaklarda yaşamıyoruz. Belki o insanlar yanımızda değil. Belki birçok şey geride kaldı. Ama insan bazı zamanları unutamıyor. Çünkü bazı yıllar sadece yaşanıp geçmiyor. Kalbin içinde ömür boyu yaşamaya devam ediyor. Ve ne zaman hayat biraz yorucu olsa, ne zaman dünya biraz fazla gürültülü gelse, içimizdeki o çocuk sessizce başını kaldırıp bize şunu hatırlatıyor: “Biz o günlerde sadece aynı mahallede yaşamıyorduk… Birbirimizin hayatında yaşıyorduk.”
Ekleme Tarihi: 14 Eylül 2026 -Pazartesi

“Çocukluğumuzun Kokusu”

Bazen insanın burnuna tanıdık bir koku gelir.

Bir soba dumanı, yeni pişmiş ekmek, yağmurdan sonra ıslanan toprak ya da uzaktan gelen bir çocuk kahkahası…

Ve bir anda yıllar önceye gideriz.

Hiç beklemediğimiz bir anda, çoktan geride kaldığını sandığımız günler çıkıp gelir karşımıza.

Çocukluğumuz…

Belki de hayatın en zengin olduğumuz zamanlarıydı.

Oysa bunu o günlerde bilmiyorduk.

Zenginliği sahip olduklarımızda değil, sahip çıktıklarımızda yaşıyorduk.

Mahalle vardı.

Kapılar vardı.

Kapıların ardında bizi tanıyan insanlar vardı.

Komşuluk vardı.

Bir tas çorbayı paylaşan eller, bir derdi bölüşen yürekler vardı.

Kimsenin kimseye yabancı olmadığı günlerdi.

Bir evde hüzün varsa bütün mahalle hissederdi.

Bir evde mutluluk varsa bütün sokak sevinirdi.

Çocuklar sokaklarda büyürdü.

Bisikletler son sürat yokuşlardan iner, top peşinde koşan çocukların sesi mahalleyi doldururdu.

Kızlar ip atlarken söyledikleri tekerlemelerle zamanı durdururdu sanki.

Saklambaç oynarken hava kararır, anneler pencerelerden isimlerimizi seslenirdi.

Ve o ses…

Dünyadaki en güvenli çağrıydı.

Okula yalnız gitmezdik.

Bütün mahalle çocukları aynı yolda buluşurdu.

Kimi çantasını taşırdı arkadaşının, kimi simidini paylaşırdı.

Yol uzun değildi belki ama dostluklar uzundu.

Kimse kimsenin rakibi değildi.

İnsanlar birbirinin yanında yürümeyi biliyordu.

Bayram sabahları başka güzeldi.

Yeni ayakkabılarımızı yatağımızın başucuna koyup uyurduk.

Sabah erkenden kalkar, büyüklerimizin ellerini öper, harçlıktan çok yüzümüzdeki mutluluğu büyütürdük.

Bir şekerin bile kıymeti vardı.

Çünkü bizi mutlu eden şeyler küçüktü ama gerçeğin ta kendisiydi.

Şimdi dönüp baktığımda özlediğim şeyin sadece çocukluk olmadığını anlıyorum.

Özlediğim şey insanlar.

Birbirine selam veren insanlar.

Birbirini merak eden insanlar.

Birbirinin yükünü hafifleten insanlar.

Bugün her şey daha hızlı.

Ama sanki hiçbir şey eskisi kadar derin değil.

Daha çok konuşuyoruz ama daha az dinliyoruz.

Daha çok görüyoruz ama daha az fark ediyoruz.

Daha çok kalabalığın içindeyiz ama birbirimize daha uzağız.

Belki de bu yüzden geçmişi düşündüğümüzde içimiz biraz sızlıyor.

Çünkü özlediğimiz şey eski evler değil.

Eski sokaklar değil.

Eski eşyalar hiç değil.

Özlediğimiz şey, insanların birbirine insan gibi davrandığı zamanlar.

Ve belki de en çok…

Kendimizin o temiz, o saf, o kırılmamış hâlini özlüyoruz.

Yıllar geçti.

Mahalleler değişti.

Sokaklar değişti.

İnsanlar değişti.

Ama bazı anılar değişmedi.

Hâlâ bir yerlerde, çocukluğumuzun sokaklarında bisiklet süren bir çocuk var.

İp atlayan bir kız çocuğu var.

Kapı önünde sohbet eden komşular var.

Ve eve dönmesi için annesinin sesini bekleyen masum bir kalp var.

Belki artık o sokaklarda yaşamıyoruz.

Belki o insanlar yanımızda değil.

Belki birçok şey geride kaldı.

Ama insan bazı zamanları unutamıyor.

Çünkü bazı yıllar sadece yaşanıp geçmiyor.

Kalbin içinde ömür boyu yaşamaya devam ediyor.

Ve ne zaman hayat biraz yorucu olsa, ne zaman dünya biraz fazla gürültülü gelse, içimizdeki o çocuk sessizce başını kaldırıp bize şunu hatırlatıyor:

“Biz o günlerde sadece aynı mahallede yaşamıyorduk… Birbirimizin hayatında yaşıyorduk.”

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve lalehaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.