Bazen insan, kendisini anlatmaktan yoruluyor.
Bir cümle kuruyorsun, eksik anlaşılıyor.
Susuyorsun, başka türlü anlaşılıyor.
Gülüyorsun, iyi sanıyorlar.
“İyiyim” diyorsun, gerçekten iyi olduğunu düşünüyorlar.
Oysa insanın içinde, kimsenin bilmediği başka bir hikâye daha oluyor.
Benim de oldu.
Devriktim bazen.
Saçmaydım belki.
Çok şey anlattığım da oldu, hiçbir şey söylemeden saatlerce sustuğum da…
Ama şimdi düşünüyorum:
Beni gerçekten görebilen var mıydı?
Yoksa herkes, benim onlara gösterebildiğim kadarımı mı gördü?
Belki ben de kendimi hep biraz eksik anlattım.
Çünkü bazı duyguların kelimesi yoktur.
Bazı kırgınlıkları anlatmaya çalıştığında cümleler yetersiz kalır. Bazı korkuların adı
konulamaz. Bazı vedalar ise daha gitmeden insanın içinde başlar.
Gerçeğin de gözle görünmeyen bir yanı vardır.
Bazen insan, bildiği gerçeği bile kendine söylemek istemez.
Çünkü kabul etmek kolay değildir.
“Burada artık mutlu değilim.”
“Burası bana iyi gelmiyor.”
“Ben böyle yaşamak istemiyorum.”
“Gitmem gerekiyor.”
Benim en çok kendime geç kaldığım yerler bunlardı.
Gitmem gereken yerlerden gitmedim.
Bazen kalmanın sevgiden olduğunu düşündüm.
Bazen sabrın her şeyi iyileştireceğine inandım.
Bazen de sadece alıştığım için kaldım.
Sonra zaman geçti.
Ve zamanın ne kadar sessiz ilerlediğini fark ettim.
Biz büyük değişiklikleri beklerken, hayat küçük küçük eksiliyor.
Bir akşamdan…
Bir konuşmadan…
Bir “sonra yaparım”dan…
Derken insan bir gün dönüp kendine bakıyor.
Benim de baktığım oldu.
Ve kendime kızmaktan çok, kendime sarılmak istedim.
Çünkü artık biliyorum; insanın kendinden vazgeçtiğini anlaması bile bir başlangıçtır.
Belki yazmak da benim için biraz bununla ilgili.
İçimde kalanları başkaları duysun diye değil yalnızca…
Ben kendimi duyayım diye.
Yazdıkça bazı cümlelerin aslında başkalarına değil, bana ait olduğunu fark ediyorum.
Bir kelimenin içinde yıllardır sustuğum bir şeyi buluyorum.
Bir virgülde beklediğimi…
Bir noktada vazgeçtiğimi…
Ve bazen tek bir cümlede kendimi yeniden buluyorum.
Belki hepimizin içinde böyle görünmeyen bir taraf var.
Kimsenin bilmediği, anlatamadığımız, hatta bazen kendimizden bile sakladığımız…
Ama bir gün onu görmezden gelemiyorsun.
Çünkü zaman geçiyor.
Ve zamanın en acı tarafı, senden izin istemeden ilerlemesi değil.
Geçip giderken seni de beraberinde götürmesi.
Bu yüzden artık zamanı değil, kendimi kaybetmekten korkuyorum.
Birilerine kendimi anlatmak yerine, kendimi anlamaya çalışıyorum.
Gitmem gereken yerde gitmeyi, kalmam gereken yerde gerçekten kalmayı…
Ve kendime, uzun zamandır vermediğim o hakkı vermeyi öğreniyorum:
Kendim olma hakkını.
Belki hepimiz biraz geç öğreniyoruz.
Ama geç öğrenmek, hiç öğrenmemekten daha güzel.
Ben artık biliyorum; İnsanın kendisine verebileceği en büyük söz, kendini bir daha kendi hayatında misafir etmemektir.

