Son yıllarda çocuklarla yaptığım gözlemlerde dikkatimi çeken önemli bir değişim var. Çocuklar artık teknolojiye çok daha hakim, bilgiye çok daha hızlı ulaşıyor ve dijital dünyada yetişkinlerden bile daha rahat hareket edebiliyorlar. Ancak aynı çocuklar bazen kendi eşyalarını toplamayı, odalarını düzenlemeyi, çantalarını hazırlamayı ya da yaşlarına uygun basit sorumlulukları yerine getirmeyi zor bulabiliyorlar. Bu durum yalnızca birkaç ailenin değil, giderek daha sık karşılaştığımız toplumsal bir tablonun parçası haline geliyor.
Bugün birçok anne baba çocukları için en iyisini yapmak istiyor. Onlar üzülmesin, zorlanmasın, yorulmasın, hata yapmasın istiyorlar. Çocuklarını koruma içgüdüsü son derece doğal ve değerli bir duygu. Ancak bazen çocukları korumaya çalışırken farkında olmadan onların gelişim süreçlerine müdahale edebiliyoruz. Çünkü çocukların gelişebilmesi için yalnızca sevgiye değil, sorumluluk almaya da ihtiyaçları vardır.
Bir çocuğun kendi ayakkabısını giymesi, montunu asması, oyuncağını toplaması ya da yemeğini bitirdikten sonra tabağını kaldırması basit işler gibi görünebilir. Oysa çocuk gelişimi açısından bakıldığında bunlar yalnızca günlük görevler değildir. Bu davranışlar çocuğun bağımsızlık kazanmasını, problem çözmesini, plan yapmasını ve kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenmesini sağlayan önemli deneyimlerdir.
Ne yazık ki günümüzde birçok çocuk yapabileceği işleri bile yetişkinlerin desteğiyle yapmaya alışıyor. Çantası annesi tarafından hazırlanıyor, odası ebeveynleri tarafından düzenleniyor, unuttuğu eşyalar sürekli peşinden götürülüyor. Çocuk bir görevi tamamlamadan önce çoğu zaman bir yetişkin devreye giriyor. Niyet iyi olsa da sonuç her zaman beklenildiği gibi olmuyor. Çünkü çocuk, kendi yapabileceği bir işi başkası yaptığında yalnızca o işi kaybetmiyor; aynı zamanda o işin kazandıracağı deneyimi de kaybediyor.
Çocuklar sorumluluk alarak öğrenirler. Bir işi yaparken hata yaparlar, eksik bırakırlar, bazen başarısız olurlar. Fakat tam da bu süreç onların gelişimini destekler. Bir çocuk su taşırken dökebilir. Oyuncaklarını toplarken eksik bırakabilir. Çantasını hazırlarken bir şey unutabilir. Bunların hiçbiri sorun değildir. Asıl sorun, hata yapmasın diye ona hiç fırsat vermemektir.
Son yıllarda öğretmenlerden sıkça duyduğumuz bir başka konu da çocukların karşılaştıkları küçük sorunlarda bile hemen bir yetişkin desteği aramalarıdır. Arkadaşıyla yaşadığı bir anlaşmazlıkta, yapamadığı bir etkinlikte ya da karşısına çıkan küçük bir problemde çözüm üretmek yerine doğrudan yardım bekleyebiliyorlar. Oysa yaşam becerileri ancak deneyimle gelişir. Çocuk her zorlukta bir yetişkin tarafından kurtarılırsa, kendi gücünü keşfetme fırsatı bulamaz.
Özgüven kavramı da burada devreye giriyor. Günümüzde özgüven çoğu zaman çocuğa güzel sözler söylemekle ilişkilendiriliyor. Elbette destekleyici ifadeler önemlidir. Ancak gerçek özgüven, bir işi kendi başına başarabilme deneyiminden doğar. Çocuk kendi montunu astığında, kendi yatağını topladığında, bir sorunu kendi çözebildiğinde kendisiyle ilgili güçlü bir inanç geliştirir. “Ben yapabilirim” duygusu işte böyle oluşur.
Bazen aileler çocuklarının küçük yaşta sorumluluk almasının onları yoracağını düşünüyor. Oysa yaşına uygun verilen görevler çocukları yormaz, aksine güçlendirir. Bir bitkiyi sulamak, sofrayı hazırlamaya yardım etmek, oyuncaklarını toplamak ya da ev içinde küçük görevler üstlenmek çocuğun kendisini aile sisteminin değerli bir parçası olarak hissetmesini sağlar.
Bugün birçok ebeveyn çocuklarının gelecekte güçlü, başarılı ve mutlu bireyler olmasını istiyor. Ancak güçlü bireyler, çocukluk döneminde her isteği karşılanan ya da her işi başkaları tarafından yapılan çocuklardan oluşmaz. Güçlü bireyler, sorumluluk almayı öğrenmiş, hata yapmasına izin verilmiş ve kendi becerilerine güvenmesi desteklenmiş çocuklardan oluşur.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Çocuklarımızı gerçekten koruyor muyuz, yoksa onları hayatın sorumluluklarından uzak tutarak farkında olmadan gelişimlerini mi sınırlandırıyoruz?
Çünkü hayatın içinde beklemek de var, çabalamak da var, hata yapmak da var, yeniden denemek de var. Çocuklarımızı bunlardan koruyamayız. Ama onları bunlarla baş edebilecek kadar güçlü yetiştirebiliriz.
Bir çocuğa verebileceğimiz en değerli hediyelerden biri, onun yapabileceklerine inandığımızı göstermektir. Bazen yardım etmek yerine beklemek, müdahale etmek yerine fırsat vermek ve onun yerine yapmak yerine yapmasını izlemek gerekir. Çünkü çocuklar yalnızca sevgiyle değil, sorumlulukla da büyürler.
Ve unutmayalım ki yarının özgüvenli, üretken ve güçlü yetişkinleri; bugün kendilerine güvenilen, sorumluluk verilen ve hata yapmalarına izin verilen çocukların arasından çıkacaktır.

