KAPADOKYA ÜNİVERSİTESİ
Türkan Özdemir
Köşe Yazarı
Türkan Özdemir
 

Çocuklarımızı Eğitiyoruz da, Çocukluklarını Unutuyoruz

Son yıllarda çocuklar hakkında o kadar çok konuşuyoruz ki bazen en önemli şeyi gözden kaçırıyoruz: Çocukların gerçekten çocuk olmaya ihtiyacı var. Daha erken yaşta öğrensin, daha erken okusun, İngilizce konuşsun, dikkatini toplasın, kurallara uysun, okuluna hazır olsun, yeteneklerini keşfetsin... Çocuğun hayatını neredeyse küçük bir kariyer planına çevirdik. Sonra da neden bu kadar çabuk sıkıldığını, neden bekleyemediğini, neden kendi kendine oyun kuramadığını ve neden en küçük hayal kırıklığında dağıldığını düşünüyoruz. Bence bugün çocuk gelişiminde asıl konuşmamız gereken mesele tam da burada başlıyor. Çünkü çocukların daha fazla etkinliğe değil, daha fazla gerçek yaşama ihtiyacı var. 2026 yılında Millî Eğitim Bakanlığının ailelere yönelik yayınlarında bile öz düzenleme ve dikkat becerileri, olumlu disiplin, ilgi ve yeteneklerin desteklenmesi, ilkokula hazır oluş ve oyunun önemi gibi başlıkların öne çıkması tesadüf değil. (Millî Eğitim Bakanlığı) Çünkü artık biliyoruz ki çocuğun gelişimi sadece masada oturup bir şey öğrenmesiyle gerçekleşmiyor. Bir çocuk oyunda beklemeyi öğreniyor. Kaybettiğinde yeniden denemeyi öğreniyor. Arkadaşıyla tartıştığında çözüm bulmayı öğreniyor. Çamura bastığında, düştüğünde, kendi başına bir şey yaptığında dünyayı gerçekten tanıyor. Fakat biz çocuğun önüne sürekli hazır içerikler koyuyoruz. Bir tuşa basıyor, bir şey oluyor. Bir video bitiyor, diğeri başlıyor. Bir uygulama çocuğun yerine düşünüyor. Sonra gerçek hayatta çocuğun sabretmesini bekliyoruz. Burada özellikle ekran meselesini ayrı bir yere koymak gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca “Çocuk günde kaç dakika ekran izlesin?” sorusu değil. Asıl soru şu: Çocuğun ekran dışında kalan hayatında ne var? Koşuyor mu? Konuşuyor mu? Sıkılıyor mu? Kendi oyununu kuruyor mu? Evde sorumluluk alıyor mu? Bir yetişkinle gerçekten sohbet ediyor mu? Arkadaşlarıyla problem çözüyor mu? Çünkü çocuğun gelişimini belirleyen yalnızca ekranın süresi değil, ekranın hayatında neyin yerini aldığıdır. Bugün çocuklara çok fazla seçenek sunuyoruz ama bazen onlara en temel şeyi vermiyoruz: Gerçek hayatı deneyimleme fırsatını. Bir de disiplin meselesi var. Çocuğa sınır koymakla çocuğu baskı altında tutmak arasındaki farkı hâlâ yeterince konuşmuyoruz. Çocuk her istediğini yaptığında özgür olmuyor. Her yaptığı engellendiğinde de disiplinli olmuyor. Çocuğun ihtiyacı olan şey, kendisini güvende hissedeceği net sınırlar ve o sınırların içinde hata yapabileceği bir alan. Ben yıllardır çocuklarla çalışıyorum. Çocukların değiştiğini değil, yetişkinlerin çocuklardan beklentilerinin değiştiğini daha çok görüyorum. Çocuklardan bazen yaşlarının çok üzerinde bir olgunluk bekliyoruz. Beş yaşındaki çocuğun beş yaşında davranmasına izin vermiyoruz. Sonra da “Neden bu kadar hareketli?” diyoruz. Çünkü çocuk. “Neden hemen sıkılıyor?” Çünkü çocuk. “Neden sürekli soru soruyor?” Çünkü çocuk. “Neden oyun oynamak istiyor?” Çünkü çocuk. Belki de artık çocuklarda sorun aramadan önce, çocuklardan ne beklediğimizi sorgulamanın zamanı geldi. Çocuğun geleceğini düşünmek elbette bizim görevimiz. Ama onun geleceğini hazırlarken bugününü elinden almamalıyız. Çünkü çocukluk tekrar yaşanmıyor. Ve bir çocuğun en değerli gelişim materyali bazen pahalı bir oyuncak, özel bir uygulama ya da yeni bir eğitim programı değil; yerde oturup onunla oynayan bir yetişkin, birlikte geçirilen bir akşam, parkta kirlenen bir pantolon ve “Hadi bakalım, bunu kendin dene.” diyebilen bir anne babadır. Çocuk yetiştirmek, çocuğu sürekli ileriye taşımak değildir. Bazen onun yanında durup çocukluğunu yaşayabilmesine izin vermektir. Çocuklarımızın daha çok öğrenmeye değil, öğrendiklerini yaşayabilecekleri gerçek bir çocukluğa ihtiyacı var.
Ekleme Tarihi: 17 Ağustos 2026 -Pazartesi

Çocuklarımızı Eğitiyoruz da, Çocukluklarını Unutuyoruz

Son yıllarda çocuklar hakkında o kadar çok konuşuyoruz ki bazen en önemli şeyi gözden kaçırıyoruz: Çocukların gerçekten çocuk olmaya ihtiyacı var.

Daha erken yaşta öğrensin, daha erken okusun, İngilizce konuşsun, dikkatini toplasın, kurallara uysun, okuluna hazır olsun, yeteneklerini keşfetsin...

Çocuğun hayatını neredeyse küçük bir kariyer planına çevirdik.

Sonra da neden bu kadar çabuk sıkıldığını, neden bekleyemediğini, neden kendi kendine oyun kuramadığını ve neden en küçük hayal kırıklığında dağıldığını düşünüyoruz.

Bence bugün çocuk gelişiminde asıl konuşmamız gereken mesele tam da burada başlıyor.

Çünkü çocukların daha fazla etkinliğe değil, daha fazla gerçek yaşama ihtiyacı var.

2026 yılında Millî Eğitim Bakanlığının ailelere yönelik yayınlarında bile öz düzenleme ve dikkat becerileri, olumlu disiplin, ilgi ve yeteneklerin desteklenmesi, ilkokula hazır oluş ve oyunun önemi gibi başlıkların öne çıkması tesadüf değil. (Millî Eğitim Bakanlığı)

Çünkü artık biliyoruz ki çocuğun gelişimi sadece masada oturup bir şey öğrenmesiyle gerçekleşmiyor.

Bir çocuk oyunda beklemeyi öğreniyor.

Kaybettiğinde yeniden denemeyi öğreniyor.

Arkadaşıyla tartıştığında çözüm bulmayı öğreniyor.

Çamura bastığında, düştüğünde, kendi başına bir şey yaptığında dünyayı gerçekten tanıyor.

Fakat biz çocuğun önüne sürekli hazır içerikler koyuyoruz. Bir tuşa basıyor, bir şey oluyor. Bir video bitiyor, diğeri başlıyor. Bir uygulama çocuğun yerine düşünüyor.

Sonra gerçek hayatta çocuğun sabretmesini bekliyoruz.

Burada özellikle ekran meselesini ayrı bir yere koymak gerekiyor.

Çünkü mesele yalnızca “Çocuk günde kaç dakika ekran izlesin?” sorusu değil.

Asıl soru şu:

Çocuğun ekran dışında kalan hayatında ne var?

Koşuyor mu?

Konuşuyor mu?

Sıkılıyor mu?

Kendi oyununu kuruyor mu?

Evde sorumluluk alıyor mu?

Bir yetişkinle gerçekten sohbet ediyor mu?

Arkadaşlarıyla problem çözüyor mu?

Çünkü çocuğun gelişimini belirleyen yalnızca ekranın süresi değil, ekranın hayatında neyin yerini aldığıdır.

Bugün çocuklara çok fazla seçenek sunuyoruz ama bazen onlara en temel şeyi vermiyoruz: Gerçek hayatı deneyimleme fırsatını.

Bir de disiplin meselesi var.

Çocuğa sınır koymakla çocuğu baskı altında tutmak arasındaki farkı hâlâ yeterince konuşmuyoruz.

Çocuk her istediğini yaptığında özgür olmuyor.

Her yaptığı engellendiğinde de disiplinli olmuyor.

Çocuğun ihtiyacı olan şey, kendisini güvende hissedeceği net sınırlar ve o sınırların içinde hata yapabileceği bir alan.

Ben yıllardır çocuklarla çalışıyorum. Çocukların değiştiğini değil, yetişkinlerin çocuklardan beklentilerinin değiştiğini daha çok görüyorum.

Çocuklardan bazen yaşlarının çok üzerinde bir olgunluk bekliyoruz.

Beş yaşındaki çocuğun beş yaşında davranmasına izin vermiyoruz.

Sonra da “Neden bu kadar hareketli?” diyoruz.

Çünkü çocuk.

“Neden hemen sıkılıyor?”

Çünkü çocuk.

“Neden sürekli soru soruyor?”

Çünkü çocuk.

“Neden oyun oynamak istiyor?”

Çünkü çocuk.

Belki de artık çocuklarda sorun aramadan önce, çocuklardan ne beklediğimizi sorgulamanın zamanı geldi.

Çocuğun geleceğini düşünmek elbette bizim görevimiz.

Ama onun geleceğini hazırlarken bugününü elinden almamalıyız.

Çünkü çocukluk tekrar yaşanmıyor.

Ve bir çocuğun en değerli gelişim materyali bazen pahalı bir oyuncak, özel bir uygulama ya da yeni bir eğitim programı değil; yerde oturup onunla oynayan bir yetişkin, birlikte geçirilen bir akşam, parkta kirlenen bir pantolon ve “Hadi bakalım, bunu kendin dene.” diyebilen bir anne babadır.

Çocuk yetiştirmek, çocuğu sürekli ileriye taşımak değildir.

Bazen onun yanında durup çocukluğunu yaşayabilmesine izin vermektir.

Çocuklarımızın daha çok öğrenmeye değil, öğrendiklerini yaşayabilecekleri gerçek bir çocukluğa ihtiyacı var.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve lalehaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.