Türkiye’de çocuk gelişimi gündemine baktığımda, aslında yalnızca çocuklarımızı değil, nasıl bir toplum olmak istediğimizi de konuştuğumuzu düşünüyorum.
Çocuk gelişimi denildiğinde hâlâ çoğu zaman aklımıza okul başarısı, sınavlar ve notlar geliyor. Oysa bir çocuğun gelişimi bunlardan çok daha fazlası. Çocuğun nasıl beslendiği, ne kadar uyuduğu, ailesiyle ne kadar zaman geçirdiği, oyun oynayıp oynamadığı, kendisini güvende hissedip hissetmediği ve teknolojiyle nasıl bir ilişki kurduğu geleceğini doğrudan etkiliyor.
Bugün çocuklarımızın hayatındaki en büyük değişimlerden biri teknoloji. Telefonlar, tabletler ve sosyal medya artık çocukların dünyasının bir parçası. Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak mümkün değil. Ancak özellikle küçük yaşlarda kontrolsüz ekran kullanımının çocukların dil, sosyal ve bilişsel gelişimleri açısından dikkatle ele alınması gerekiyor.
Burada bana göre asıl mesele çocuğun elinden telefonu almak değil. Telefonun yerine ne koyduğumuz.
Bir çocuğa “telefonla oynama” demek kolay. Peki yerine oyun koyabiliyor muyuz? Birlikte kitap okuyabiliyor muyuz? Onu parka götürebiliyor muyuz? Sohbet edebiliyor muyuz? Çocuğun canı sıkıldığında hemen bir ekran açmak yerine, kendi hayal dünyasını kurmasına izin verebiliyor muyuz?
Çünkü çocukların canının sıkılması bile bazen gelişimin bir parçasıdır. Çocuk sıkıldığında hayal eder, üretir, oyun kurar, soru sorar. Biz her boşluğu ekranla doldurduğumuzda onun kendi dünyasını kurabileceği alanı da daraltmış oluyoruz.
Bir diğer önemli konu ise çocuk yoksulluğu ve beslenme.
Çocuk gelişimini konuşurken ekonomik koşulları konuşmadan ilerleyemeyiz. Yeterli ve dengeli beslenemeyen, eğitim olanaklarına erişmekte zorlanan ya da temel ihtiyaçlarını karşılamak konusunda sıkıntı yaşayan bir çocuğun yalnızca akademik başarısına odaklanmak bana göre büyük bir eksiklik.
Bir çocuğun derste ne öğrendiği kadar, o derse hangi koşullarda geldiği de önemli.
Karnı aç olan bir çocuktan yalnızca daha fazla ders çalışmasını bekleyemeyiz. Çocukların sağlıklı beslenmesi bir lüks değil, temel bir ihtiyaçtır. Bu nedenle okul çağındaki çocukların beslenmesi ailelerin tek başına taşıması gereken bir yük olmaktan çıkarılıp daha kapsamlı bir sosyal politika konusu olarak ele alınmalıdır.
Okul öncesi eğitim de çocuk gelişiminin en önemli başlıklarından biri. Çocuğun hayatının ilk yıllarında kazandığı sosyal, duygusal ve iletişim becerileri ilerleyen yıllarını etkiliyor. Bu dönemde çocuklara yalnızca harfleri ve sayıları öğretmek yeterli değil. Arkadaşlık kurmayı, paylaşmayı, kendisini ifade etmeyi, bir problem karşısında çözüm üretmeyi ve duygularını tanımayı da öğrenmeleri gerekiyor.
Bence eğitim sistemimizde çocukların sadece “ne bildiğine” değil, “nasıl bir birey olduğuna” da daha fazla bakmalıyız.
Çünkü başarılı çocuk demek sadece yüksek not alan çocuk demek değildir.
Kendini ifade edebilen, soru sorabilen, merak eden, başkasının duygusunu anlayabilen, hata yaptığında yeniden deneyebilen bir çocuk da başarılıdır.
Bir başka önemli mesele de çocukların ruhsal ve sosyal dünyası. Çocuklardan sürekli güçlü olmalarını bekliyoruz ama bazen onların da korkabileceğini, üzülebileceğini, kaygılanabileceğini unutuyoruz. “Sen çocuksun, ne derdin olabilir?” yaklaşımı yerine çocukların duygularını ciddiye almamız gerekiyor.
Çocuğun söylediği her şey küçük olabilir ama onun yaşadığı duygu küçümsenmemeli.
Bana göre çocuk yetiştirmek yalnızca anne babaların sorumluluğu olarak görülmemeli. Aile elbette en önemli yapı. Ancak okul, öğretmen, sağlık sistemi, yerel yönetimler ve toplumun tamamı bu sürecin bir parçası.
Bir çocuğun güvenli bir parkta oynayabilmesi, sağlıklı beslenebilmesi, nitelikli eğitime ulaşabilmesi, kitap okuyabilmesi, kendisini ifade edebilmesi ve gerektiğinde psikolojik desteğe ulaşabilmesi hepimizin ortak meselesi.
Çocukların geleceğini konuşurken aslında kendi geleceğimizi konuşuyoruz.
Bugünün çocuğu yarının yetişkini olacak. Bugün ona ne verirsek, yarın toplum olarak karşılığını göreceğiz.
Bu yüzden çocuklarımızı yalnızca sınav sonuçlarıyla, karneleriyle ve başarı belgeleriyle değerlendirmeyelim. Bir çocuğun merakını, hayal gücünü, nezaketini, arkadaşlığını, kendine güvenini ve mutlu olabilmesini de başarı olarak görelim.
Çünkü çocukların sadece büyümeye değil, iyi koşullarda büyümeye hakkı var.
Ve bana göre Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri de tam olarak bu: Çocuklarımızı nasıl bir geleceğe hazırladığımız değil, onlara bugün nasıl bir çocukluk sunduğumuz.

