Son iki günde erkekler tarafından vahşice katledilen ve ağır yaralanan 3 kadının haberi yine boğazımızı düğümledi. Boşandığı kadını kimyasalla ağır yaralayan saldırgan, kadının görme kaybına uğramasına, yaşam mücadelesi vermesine neden oldu. Ne manidardır ki kadının babası Adalet Bakanı’na seslenerek adalet istedi, “Çıkartmasınlar bunları dışarı” dedi.
İzmir’de bir erkek, sokak ortasında bir kadını ateşli silahla öldürdü. Önceki gece ise Şişli’de çöp konteynerinde bir kadının cansız bedeni bulundu. Olayla ilgili iki şüpheli erkek yakalandı. Kadın örgütleri isyanla meydanlara döküldü.
Tüm bu şiddet ve cinayetler münferit değil, sistematiktir, politiktir ve önlenebilir. Kadınların yaşam hakkını korumayan, erkek şiddetini önlemeyen ve cezasızlıkla besleyen, şiddet faillerini cesaretlendiren, eşitlik esasına dayanmayan, aksine kadın-erkek eşitliğini reddeden politikalar, kadınların şiddete maruz kalmasına elverişli zemin hazırlıyor.
Cezasızlık politikasının failleri cesaretlendirdiğini en acı şekilde tecrübe eden baba bu yüzden Bakan’a “Çıkartmasınlar bunları içeriden” diyerek yalvarıyor. Adalet duygusu mağdurlar için bu kadar aşındırılmış durumda. 11.Yargı Paketi ile cezaevinden salınanların ardından, başka paketlerle, kadın katillerinin ve kadınları ağır şekilde yaralayanların dışarı salınmayacağından hiç emin değil çünkü. Ama emin olan birileri var: Failler. Ne ceza alırlarsa alsınlar politik gerekçelerle, yargı paketleriyle, cezaevinden daha erken çıkacaklarına inanıyorlar.
Temel bir insan hakları belgesi olan ve kadınları şiddetten en etkin şekilde koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çekildiğini açıkladı bu ülke. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, hatta söylentileriyle birlikte kadınları şiddetten korumakla görevli olanların nasıl gevşeyiverdiğine, faillerin nasıl cesaretlendiğine şahit olduk. 6284 Sayılı Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun da etkin uygulanmadı. Örneğin kaç vakada risk değerlendirmesi yapıldı ve hayati tehlikeye göre tedbir alındı? Ülke çapında yüksek risk ihtiva eden kaç vakada elektronik kelepçe ile takip var? Kanun yürürlüğe girdikten bu yana kaç yüksek riskli vakaya yakın koruma verildi? Bu soruların cevapları dahi kendi gerçeğimizi yüzümüze vurmaya yetecek. Her vaka birbiri ile aynıymış gibi, otomatik doldurulmuş kararlar kadınları korumaya yetmiyor. Bu yüzden medyada gördüğümüz birçok haberde kadınların “koruma altındayken” öldürüldüğünü öğreniyoruz. Bu yüzden ülkece en önemli sorunumuz mevzuatın yetersizliği değil, etkin, gerektiği gibi uygulanmaması.
Politikacıların, medyanın ve sözü kamu üzerinde etki bırakan kişilerin, kadınlarla ilgili temel insan hakları sözleşmelerini, kanunları, cinsiyet eşitliğini tartışmaya açması da faillere cesaret veriyor.
Biz kadınlar, şiddet faili erkeklerin hangi motivasyonla kadınları öldürdüğünü biliyoruz. Her erkek şiddetinin ardındaki güç ve kontrol arzusunu da görüyoruz. Çünkü kadına uygulanan şiddet, kadınlar ve erkekler arasında tarihsel, toplumsal, ekonomik güç eşitsizliğinin sonucu. Bu eşitsizliği ve hakimiyeti sürdürmek isteyen fail erkeğin, kontrolü kaybettiğini düşündüğü anda neler yapabileceğini de biliyoruz. Peki politika üretmekle yükümlü olanlar, kadınları şiddetten korumakla görevli olanlar bu gerçeğin farkında mı?
Kadına karşı şiddetin altındaki eşitsizliği anlamadan, toplumsal cinsiyete duyarlı politikalar üretmeden ve eğitimin her aşamasında, kurumsal yapıların her kademesinde, kısacası toplumun tamamında zihniyeti dönüştürmek için mücadele etmeden, kadına yönelik şiddeti önleme iradesinin samimiyetine inanmamız mümkün değildir.
Yazının başlığında da geçtiği üzere, günde 3 kadının öldürüldüğü bazen bu sayının daha da arttığı, bir o kadar kadının şüpheli şekilde yaşamdan koptuğu bir toplumda Eşitlik İçin Kadın Platformu* metinlerinde sık sık geçen “cins kırım” sözü, kadınların içinde yaşadığı bu yakıcı gerçeği anlatmak için en doğru söz olacaktır.
#CinskırımVar
*Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) 2021 Yılı başında başlattığı etkili bir kampanya ile kadın cinayetlerini “cinskırım” olarak nitelendirdiğini duyurdu.

