Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi’nde yaşananlar, kamuoyunun vicdanını sarsarken, kentin siyaset ve bürokrasi kulislerinde yankı bulması beklenirken tam tersi bir tabloyla karşı karşıyayız: derin bir sessizlik.
Prof. Dr. Semih Aktekin’in rektörlüğü süresince ortaya atılan iddialar artık sadece söylenti değil, belgeli ve kamuoyuna açık bilgilerle destekleniyor. Eşinin kendi rektörü olduğu üniversitede hem bölüm taşıyıp mezun olması, hem de kampüs içindeki lojmanlarda iki daireyi birleştirerek adeta "saraycık" inşa ettirmesi… Bunlar sadece buzdağının görünen kısmı mı?
Rektörlük makamının kişisel konfor alanına dönüşmesi, kamu görevinden öte bir “ben yaptım oldu” anlayışıyla yönetilmesi asıl sorgulanması gereken noktadır. Üstelik sadece Aktekin değil; onunla birlikte üniversitenin kritik noktalarında görev yapan isimlerin de benzer bir rahatlık içinde hareket ettiği görülüyor. Genel Sekreter Nihat Çavuşoğlu'nun eşini üniversiteye aldırıp ardından emekli ettirmesi bu düzenin sıradan bir parçası hâline gelmiş gibi…
Peki, Nevşehir’in siyasetçileri nerede?
AK Parti’den muhalefet partilerine kadar kentin siyasi temsilcileri bu tabloya karşı neden sessiz? Üniversite gibi bir bilim ve eğitim yuvasında yaşanan bu gelişmeler, şehrin adını akademik başarılarla değil, “koltuk rantsalığıyla” gündeme taşıyor.
Kamu vicdanı, bu tür iddialar karşısında refleks gösterilmesini bekler. Ancak bu sessizlik, yalnızca Aktekin’e değil; üniversitenin kurumsal itibarına da zarar veriyor.
Siyasetçilerin bu duruma seyirci kalması, “sahip çıkılıyor” algısını pekiştiriyor. Oysa üniversiteler; liyakatle, bilimle, etikle yönetilmelidir. Aksi takdirde o üniversite sadece bina ve unvandan ibaret kalır.
Son söz:
Rektör Aktekin’e kim sahip çıkıyor?
Asıl sorulması gereken şu:
Bu sahip çıkma, kime ve neye mal oluyor?
Artık suskunluk değil, hesap zamanı.